Binlerce gazeli olan divan edebiyatında Muradİ olarak bilinen Sultan III. Murad. On ikinci Osmanlı Padişahıdır. Doksan birinci İslam Halifesidir.
Sultan Murad tahtta olduğu bir gece rüyasında çok garip bir şey işaret edilmişti.
Yaşlı adamın biri Sultan Murad’a gelerek cenazemi Fatih Camiinde kıldır evimin bahçesine defnet. Üzerime de türbe yap. Yanına tekke ile çeşme de yapmayı ihmal etme. Dünyadan elli sene su içtim. demiş. Sultan Murad uyanınca rüyanın etkisinden epeyce kurtulamamış. Nasıl hareket edeceği noktasında kararsız kalmıştı. Sultan Murad bu hali dışına yanmış. Siyavuş Paşa ne olduğunu merak edip Sultan Murad’a sormuş.

-Padişah’ım haliniz nicedir ? İçinizde bir sıkıntı mı vardır ?
Sultan Murad , ona gördüğü rüyayı anlatmış. Daha konuşması bitmeden de derhal hazırlanmasını buyurmuş. Halkın arasına tebdili kıyafetle gideceklerini emretmişti.
Molla kılığında Padişah önde Paşa arkada ahalinin arasında gezinmeye başlamışlar. Sultan Murad önce Beyazıd’a çıkmış oradan Vefa’ya sonra Seyrek’ten aşağı taraflara doğru yürümüş en son Unkapanı’na gelince orada duraklamış. Tam oralarda etrafına bir şey ararcasına bakarken gözüne bir şey ilişti. Yaklaşıp baktığında yerdekinin ceset olduğunu anladı. Cesede baktığında rüyasında gördüğü, onunla konuşanın bu adam olduğuna kanaat getirmişti. Hemen etraftakiler sordu. Kimdi bu yerde yatan adam diye ? Aldığı cevaplar çok şaşırtıcıydı.
” Aman hocam (molla kılığında olduğundan Sultan Murad olduğu bilinmemektedir.) hiç bulaşma. Ayyaşın biriydi. Aslında işinde, zanaatında çok iyi idi. Ayakkabıda ondan iyisi yoktu.
Amma gel gör ki kazandığını haram yollarda harcayıp dururdu. Yolda birinin elinde bile şeşe görse verirdi ücretini onu bile satın alıp eve taşırdı. Bu da yetmez gibi nerede namlı , mimli kadınlar varsa alır götürürdü evine. Ayrıca onu daha önce camiye geldiğini gören olmadı.
Sultan Murad bu anlatılanları hayretle dinledi. İşin arkasını aslını astarını araştırmaya karar verdi. Çünkü bu adamın rüyasına girmesinin bir sebebi vardı ve bunu bulmalıydı.
Bu bilgileri duyan Paşa gitmek için ayaklandığı sırada Sultan Murad sordu.
— Neden ayaklandın Paşa ?
Paşa .
— Böyle birinin peşine düşmekten vaz geçersiniz diye düşünmüştüm Padişahım
Sultan Murad
–Hayır olmaz. Millet bu istediğini söyler. İsterse de çeker gider. Biz öyle yapamayız. Hem benim rüyamın da bir hikmeti olmalı. Hem ne olursa olsun tebaadandır. Defin işini tamamlamak gerek.
Sultan Murad cenazeyi nasıl yıkayacaklarını düşünüyorken. Paşa da bu işten vazgeçilmesi gerektiğini illa da yıkama yapılacaksa saraydan birilerini getirtip onlara yıkatmak gerektiğini söylüyordu. Kendilerinin yapmasının zor olacağını söylüyordu.
Sultan Murad karar vermişti ve Paşaya şu şekilde söyledi.
–Her şeyi kendim halledeceğim.
Sultan Murad rüyasında talep edildiği gibi mevtayı Fatih camisine götürdü.
Paşa hemen oraya buraya sorarak kefen tabut gibi malzemeleri temin etti.
Malzemeleri temin ettikten sonra Paşa ile Sultan Murad merhumu yıkadılar. Merhum yıkandıkça güzelleşti. Nur gibi parlamaya başladı. Bu anlatılanları yapmış olsa böyle olamayacağını düşünmeye başladılar. Ayyaş ve kötü bir adam olsa durumu böyle olmazdı diye düşündüler. Merhumun yüzünde de hafif bir tebessüm vardı. Gittiği yerden memnun bir şekilde. Sultan Murad adama gönülden bir sıcaklık hissetti. Yıkama işi bitti. Merhum kefenlenmişti. Paşa , Sultan Murad ‘a sordu
— Adamı nereye defnedeceğiz Sultanım ?
Sultan Murad
— Evinin bahçesine defnedeceğiz. Merhumun evini bul.
Paşa sordu soruşturdu adresi buldu. Sultan Murad ve Paşa cenazeyi sırtlayıp Paşanın bulduğu adrese doğru yola çıktılar. Paşa sorup soruştururken küçük bir ahşap ev olduğunu öğrenmişti. Adrese geldiklerinde de öğrendiği gibi küçük bir ahşap evin önüne gelip durdular. Kapıyı vurunca kapıyı yaşlı bir kadın açtı. Kadına önce tanıyıp tanımadığını sordular. Çünkü önce bilginin doğruluğunu teyit etmeleri gerekiyordu. Kadının , merhumun karısı olduğunu teyit edince vefat ettiğini söylediler. Kadın hiç şaşırmamıştı. Bu anı bekliyor gibiydi. Gene de kadın hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı.
Sultan Murad ,
— Merhumu nereye defnedeceklerini sormuştu.
Kadın onlara evinin bahçesindeki mezar çukurunu gösterip şöyle söyledi.
— Bizim bey mezarını kazıp hazır etmişti. Bana da beni buraya defnetsinler hanım derdi. Bu şekilde tembihlemişti. Bundan dolayı buraya defnedelim.
Sultan Murad sıcaklık hissettiği bu merhumu bu işittiklerinden sonra daha da meraklı bir şekilde öğrenme tanıma isteği ile dolmuştu.
Merhumu hemen defnettiler. Sultan Murad, en sonunda merhumun nasıl biri olduğunu öğrenme arzusuna dayanamayıp eşine nasıl biri olduğunu sordu.
Kadın anlatmaya başladı.
–Bizim rahmetli bizim bey çok alemdi. Akşamlara kadar ayakkabı yapardı. Birinin elinde şarap şişesi görmesin. Elinde avucunda ne varsa verip satın alırdı. Sonra getirip helaya dökerdi. Sebebini sorduğumda ise müslümanlar içmesin diye yaptım derdi.
Sultan Murad, kadın anlattıkça şaşkınlığı ve sıcaklığı bu merhuma karşı artmaya başlamıştı.
Kadın devam etti
— Ah oğul bu da bir şey mi nerede malum kadınlardan bulsa tutar kolundan eve getirirdi. Kadınlara zamanınızı satın aldım mı diye sorar. Getirdiği de aldın diye cevap verince o halde dinlemeniz gerek derdi. Bana da getirdiği bu malum kadınlara dinimizin temelini gerekliliklerini anlatmamı tembih ederdi. Sonrasında da evden çekip giderdi. Sabaha kadar getirdiği kadınlara dinimizin vecibelerini anlatırdım.
Sultan Murad olayın aslını öğrenince ahalinin adamın için bilmeden dışardan gördükleri ile yargıladıklarını anladı. Ahali ne için yaptığını yada olayın nasıl devam ettiğini bilmediği için bu şekilde konuştuklarını anladı.
Kadın
— Evladım milletin ne sandığı umurunda değildi ki onun. Zaten namazı da mahalleli ile kılmazdı. Uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki Kabe’yi görmeli derdi.
Sultan Murad rüyasının hikmetini artık tam anlamıyla çözmüştü. Halkın aslında onun cenazesi bile yıkanmaz diye söylendikleri adam belki de ona bunları söyleyenlerden çok daha iyi bir insandı. Kimse bilmiyordu. Çünkü adam yaptığı iyilikleri gizli yapıyor. Riyakarlık yapmıyordu.
Kadın anlatmaya devam etti ,
–Bir gün ona dedim ki . Bana bak efendi sen böyle yapıyorsun. Dedikodular aldı başını gitti. Komşular kötü anacaklar seni. Cenazen ortada kalacak ona üzülüyorum bey demiştim
Merhum
— Merak etme hanım. Kimseye zahmet vermeyiz. Mezarımı arka bahçeye kazdım. Oraya defnedersiniz.
Kadın ;
— İyi de bey , Seni kim yıkasın ? Namazını kim kılsın ? Bunları yapıp seni kim gömsün ?
Merhum
Sultan Murad , kadının eşi ile geçmişte aralarında geçen bu konuşmayı anlatırken iyice meraklanmış ve pür dikkat dinler olmuştu.
Sultan Murad ;
— Merhum ne cevap verdi ?
Kadın ;
– Ey oğul bizim bey bir acayipti işleri. Akıl sır ermezdi . Uzun uzun güldü. “Allah büyüktür hatun Padişahın işi ne ” dedi
İşte Nalıncı Baba . O adsız şansız Allah dostlarından biridir. Bin beşyüz doksan iki yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah defnetti. Rüyasında gördüğü gibi evine defnedip, kabri üzerine bir kubbe önüne bir çeşme yaptırdı. Hatta tekkeyi de unutmayıp adını bu şekilde yaşattı. Türbesi Unkapanı’nda tütün fabrikasının arkasında Haraçzade Camii karşısındadır.
Buradan çıkaracağımız bizlere ibretlik ders şudur. Gözünle de görsen önce aslını görmen gerek. Aslını bilmeden , kendi bildiğini görürsün sadece. Vesselam

